Prof. Dr. El Hatib, Başörtüsünün İslam’ın emri olmadığını ve Kur’an’da yer almadığını iddia eden sözde din adamları ve kışkırtıcılara tarihi bir cevap vererek işte böyle sordu.
İlk bölümü büyük yankı uyandıran Prof Dr. Muhammed Accâc el-Hatîb röportajının ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
-Bazı ilim adamı sıfatı taşıyanlar başörtüsü ile ilgili ilginç çıkışlar yapıyor. Özellikle de ilahiyatçı geçinenlerin bir takım açıklamaları oluyor. ‘Başörtüsü Yahudi geleneğidir’ diyebiliyorlar. Bunu nasıl görmek gerek?
Bu âlim sıfatlı insanlar Müslümanların akıllarını karıştırma gayretindeler. Problem, onların. Bazıları konuşurlar, ilimsiz konuşurlar. Hicab, İslam’da vardır. Kur’an’da inmiştir. Allah’ın emridir. Ahzab suresi 59. ayet, Nur suresindeki ifadeyle, ‘göğüslerinin üstüne örtülerini vursunlar…’ ‘Hımarlarını göğüslerinin üzerindeki boşluklara örtsünler.’
HZ AİŞE VALİDEMİZ’İN ÖRTÜ İLE İLGİLİ HADİSİ
Hazreti Aişe (RA) demiştir ki, ‘Hicap ayeti inince, Ensar’ın bütün hanımları sabah namazına gecenin karanlığında hareket eden karakargalar gibi, elbiselerini üzerlerine, kafalarına örtmüşlerdir.’
O halde örtü, başa örtülür. Sonra aşağı doğru indirilir ve arkadan boyun üzerine kapatılır. Kadının göğsünün tamamını örtmek üzere emredilmiştir. Başı örtmeden göğsü kapatmadan, göğüsten aşağı sarkıtılmayan şey başörtüsü değildir. Bunu bütün sahabenin ameli, pratiği böyle göstermektedir. Bu, ne cahili bir gelenektir, ne de bu Yahudilerden ya da Hıristiyanlardan alınmadır. İlmi olmayan kimsenin, Allah’ın kitabını tefsir etmesi yahut Peygamberin sünnetini tefsir etmesi, kendi görüşüne dayanarak bunu yapma hakkı yoktur. Bu mesele akide ile doğrudan ilintisi olan bir meseledir. Hiç kimsenin Müslümanları akidelerinde zorluk altında bırakmaya hakkı yoktur. İkraha tabi tutma hakkı yoktur.
RAHİPLER RAHİBELERİN ÖRTÜLERİNE KARIŞIYOR MU?
Bugün rahibeler, Hıristiyan hanımlara ders veren o rahibeler, onlar da tıpkı hicaba benzer bir örtüye bürünmektedirler. Dünyanın neresinde, batıda, doğuda ya da İslam beldelerinde neden rahibelerin kıyafetine karşı çıkılmıyor? Rahipler, Hıristiyan din adamları, yani rahiplerinin kendi rahibelerine ‘Sizin bu örtünüz dinden değildir, dine aykırıdır’ dediklerini hiç duydunuz mu, gördünüz mü? Demokrasiden söz eden ve insanları demokrasiye çağıranların insanlara karşı davranışlarında çifte Standard uygulamamaları gerekir. Biz burada onların büyük çelişki içinde olduğunu görmekteyiz. İşte onlar, bu hicabla ilgili fikirleri ve emirleri eleştirenlere gelince, bu apaçık bir müdahaledir. Dini olan, özel hukukumuza apaçık bir saldırı ve müdahaledir. Hatta Birleşmiş Milletler tüzüğü dahi, tüm insanların inanç hürriyetini güvence altına almıştır. Birleşmiş Milletler böyle bir hakkı verirken, biz Müslüman olarak veriyor muyuz böyle bir hakkı? Geçen yüzyılda BM anayasası buna izin veriyorsa, Allahın şeriatı bundan çok daha önce, 14 yüzyıl önce bütün insanlara dinde özgür olma hakkını tanımıştır. Allah’ın kitabında bu buyrulmuştur. ‘Dinde zorlama yoktur.’
DİNDE ZORLAMA YOKTUR AMA MÜSLÜMAN OLMAYANLARA
Hatta Müslümanları bile inançlarını yaşamada zorlama hakkımızın olmadığını bize söylemeye çalışıyorlar. Biz başkalarına karışmıyoruz ki. Bazılarının, Müslümanların dahi Allah’ın emrettiklerine uymayacaklarını söylemek, bu hususta onlara bir teklif götürmenin şiddet olduğunu söyleyenler asla doğru bir tefsir yapmamaktadır. Yanlış bir tefsirdir. Doğru olan, bütün müfessirlerin üzerinde ittifak ettikleri bu ayet, ‘Müslüman olmayanları İslam’a girmek için sakın zorlamayın’ demektir. Bir misafirimizden her hangi bir yemeğimizi yemesinde ısrar edebiliriz ama sizin İnancınızı paylaşmayan birini zorlamak Allah’ın emri değildir. İslam’a aykırıdır bu. Çünkü iman meselesi, akıl ve kalple irtibatlı bir meseledir. İnsanların tüm davranışları, hayatı yaşayış tarzı, Müslüman’ın bütün davranışları imanından kaynaklanır. Doğruluk, sadık olmak, yoksullara yardım etmek Müslümanların Allah’a iman etmesinin bir neticesidir.
PEYGAMBER NASIL ÖRTÜNÜLMESİNİ İSTEDİ
-İlahiyatçıların bu tarz söylemleri kafaları karıştırıyor. Farklı giyim tarzları ortaya çıkıyor. Açık dolaşmanın hükmü nedir? Müslüman kadın nasıl giyinmeli?
Allah resulü bize Kur’an’da olanı beyan etti. Allah Kur’anda, ‘Biz sana zikri, insanlara indirilmiş olanı apaçıkça beyan edesin diye indirdik.’ Nebi(SAV), kadının dışarıya nasıl çıkması gerektiğini beyan etmiştir. Nebi(SAV), geniş, saygıya layık bir kıyafet giymelerini istedi. Bol, cismini koruyacak, kadının hatlarını, şeklini ve biçimini asla belli etmeyen bir kıyafet olması gerektiğini buyurdu. İçte olan aza ve organları belli etmemesi gerekir. O günden bugüne kadar bütün Müslümanlar, köyde olanlar da dahil, herkes geniş bol elbiseler giyinmişlerdir. Bugün köylü hanımlarımızın giydiği elbiseler gibi. Müslümanlardan hiç birisi bu yüzyıllar boyunca Müslüman kadının bu saygıya değer, geniş, vücudunun organlarını belli etmeyen ve göstermeyen kıyafetlerine itiraz etmedi.
KADIN VE ERKEKLER BİR BİRLERİNE KARIŞMAZDI
Peygamber Efendimiz döneminde kadınlar, sabah namazına geldiklerinde namaz kılınıp bitince, erkekler mescitte bir müddet otururlardı, ta ki kadınlar mescitten çıkıp dağılana kadar. Kadınlarla erkekler aynı kapıda bir birlerine karışarak sabah namazını terk etmezlerdi. Kadınlar henüz günün karanlığında erkeklerle karışmamak için mescidi erkeklerden önce terk edip evlerine giderdi. Bu bize neyi göstermektedir? Onlardan hiç birisi, sahabeden hiç birisi buna karşı bir tavır göstermedi.
“CİLBAB GİYİN VE BAYRAM NAMAZINA GELİN”
Hatta Bayram namazlarına dikkat edin, Nebi (SAV) derdi ki, ‘Kadınlar bayram namazına gelsinler. Cilbabı olmayan kadın, bir hanım kardeşinden varsa fazla bir cilbab alıp giyindikten sonra Bayram Namazı’na gelsin.’ Eğer namaz kılmasına engel olacak her hangi bir durumu yoksa hutbeye gelmesi ve Müslümanların o günkü hayırlarına iştirak etmesini isterdi.
SAYILAMAYACAK KADAR ÇOK HADİS VAR
Peki, böyle bir örtü nasıl uyduruk bir kıyafet olmuş olabilir? Bu kadar yüce delil ve belgeden sonra. Bu sözler ancak yeni çıkan sözlerdir. Bazı ülkelerde, bazı ilmi olmayan kimselerin, batıcıların ve modernistlerin söylemidir bunlar. Kültürel Emperyalizmin sonucu olarak bu sözleri söylüyorlar bu insanlar. Bu konuda sayamayacağımız kadar, Müslüman kadının örtünmesi gerektiğine ve örtünün şekline dair hadislerin sayısı sayamayacağımız kadar çoktur. Bu üzerinde ittifak edilmiş ve Müslümanların icma ettikleri bir meseledir. Bu meselenin tartışılması kapatılmıştır. Bu fitnenin kaynağı batı kökenli kültür emperyalizmidir.
ÖRTÜNMENİN KUTSALLIĞINA DAİR BİR MİSAL
Sümeyra Binti Kays isimli bir kadın, bir gazadan sonra çocuklarını araştırmak için örtülü olarak şehitlerin arasına karıştı. Sahabelerin bazıları o kadına dedi ki, ‘Çocuklarını mı arıyorsun ve sen de örtülü bir kadınsın.’ Dedi ki o kadın, ‘Burada beni hayâsızlıkla beni itham ediyor gibi duruyorsunuz ama bu benim çocuklarımın şehit olması bundan çok daha hayırlı bir durumdur.’ Sümeyra Binti Kays, çocuklarını ararken, yüzünün örtüsünü açıyor. Yüzünün örtüsünü kaldırarak şehitlere bakıyordu. ‘Ey hanım, sen yüzünü açarak şehitlere bakıyorsun, insanlar yüzünü görüyor’ diye uyardılar kadını. Çocuklarımın şahadeti bu hareketi yapmamdan daha üstündür. Ben çocuklarımın şahadetini görmek istiyorum, siz de bana hayâya muhalif davrandığımı söylemek istiyorsunuz.’ Sahabe, bunu bile hayânın azlığı olarak görüyordu. Kadının yüzünü açmasını böyle görüyordu, siz nasıl hala kadının nasıl örtüneceği konusunda tartışıyorsunuz?
ÇIPLAKLIK MİSYONERLERİN EN BÜYÜK SİLAHI
Bugünkü giyinme biçimleri, genç kızların dikkat etmeden, caiz olmadığı halde üzerlerine giyindikleri elbiseler, çıplaklık, insanları sapık davranışlara sürüklemektedirler. Bazı İslam âlimleri geçtiğimiz yüzyıllarda bu konu ile ilgili çok önemli, anlamlı makaleler, eserler kaleme almışlardır. Ta o günlerden uyarmışlardır. İğrenç gelen, kötü, çirkin olan bu çıplaklık hakkında çok güzel makaleler yazmışlardır. Çıplaklığın, örtünmenin felsefesini yapmış bu insanlar. Ama bizde kimse bilmez. Çıplaklık, misyonerlerin en büyük silahlarından biridir. İslam alemini işgal eden ve sömüren emperyalistlerin bir projesidir çıplaklık. Sosyal, içtimai, kültürel olarak, İslam alemini işgal eden emperyalist batı devletlerinin bir politikasıdır. Bizim dileğimiz odur ki, bütün Müslümanları, gençliğimizi korumasını diliyorum. Bütün sapkınlıklardan, sapıklıklardan korumasını diliyorum…
Kaynak:
www.darendezengibar.com
”Dikkat ediniz! kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.”""Kur'an-ı Kerim.
24 Kasım 2008 Pazartesi
22 Kasım 2008 Cumartesi
İSLAM TAHRİPÇİLERİ
Merhum Ahmed Davudoğlu hocaefendi hazretleri “Din Tahripçileri” adlı kitabında Müslümanları reformcu, yenilikçi, ehliyetsiz, değişimci sahte hocaların şerleri konusunda uyarmıştır.
Birtakım reformcular neler istiyor ve yapıyor?
1. Mezheplerin aleyhinde bulunuyor, mezhepsizlik propagandası yapıyor.
2. Sünnetin aleyhinde bulunuyor, sahih hadîsleri inkar ediyor.
3. Fıkhı kaldırmak istiyor.
4. Şeriatsız bir İslâm türetmek istiyor.
5. Kimisi telfik-i mezâhib yapılsın (Mezheplerin hükümleri ve kolaylıkları karışık olarak uygulansın) diyor.
6. Bazıları Peygamberimizi inkâr ve tekzib eden kafirler ehl-i necat ve ehl-i cennettir diyor.
7. Ehl-i Sünneti herhangi bir fırka ve hizip gibi görüp gösteriyor.
8. Kur’ân-ı Kerim’i kendi hevalarına göre tefsir ediyor.
9. Kafirlerin isteği üzere ehlî/evcil ılımlı, light bir İslâm türetmek istiyor.
10. Bazıları Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sâbit kesin bir farz olan tesettürü inkâr ediyor.
11. Yalancı, aldatan, takiyyeci, farmason, aktivist, bulaşık, maceraperest Efganî’yi Müslümanları kurtaracak büyük önder ve rehber olarak tanıtıyor.
Sevgili Müslümanlar!.. Kur’ân’ın heva ve re’y ile tefsir edilmesi, Sünnet hâdislerin inkârı, ehliyetsizlerin ictihad yapması, İslâm dininde reform yapılması gerektiği iddiası, bozuk fetva ve ruhsatlarla milyonlarca Müslümanın Kitab ve Sünnetten saptırılması gerçekten büyük bir felakettir.
İmanını korumak istiyorsan bozuk ve ehliyetsiz müctehidlere kulak asma,
Onların fetva ve ruhsatlarını kabul etme,
Dinde reform fikrine karşı çık,
Ehliyetsizin yazdıkları tefsirleri okuma,
Sünnete ve hadîslere yapılan saldırıları, doğrudan doğruya İslâm’a yapılmış bil,
Azılı ve harbî İslâm düşmanı Siyonist ve Evangelistleri dost ve velî edinenlerden uzak dur,
Fıkha ve ahkam-ı Şeriata sımsıkı bağlı ol...
Birtakım bozuk mezhepler Kitabullah’taki ve hadîslerdeki müteşebihatı, lügavî manalarına alarak tecsim vartasına düşmektedir. Bunları dinleme.
İşkembe-i kübradan verilmiş uyduruk ictihadları sakın ciddiye alma.
Onları verenler, müctehid değil, mütecehhittir (Müctehid taslağıdır).Kaynak: Mehmed Şevket Eygi.www.habervaktim
Birtakım reformcular neler istiyor ve yapıyor?
1. Mezheplerin aleyhinde bulunuyor, mezhepsizlik propagandası yapıyor.
2. Sünnetin aleyhinde bulunuyor, sahih hadîsleri inkar ediyor.
3. Fıkhı kaldırmak istiyor.
4. Şeriatsız bir İslâm türetmek istiyor.
5. Kimisi telfik-i mezâhib yapılsın (Mezheplerin hükümleri ve kolaylıkları karışık olarak uygulansın) diyor.
6. Bazıları Peygamberimizi inkâr ve tekzib eden kafirler ehl-i necat ve ehl-i cennettir diyor.
7. Ehl-i Sünneti herhangi bir fırka ve hizip gibi görüp gösteriyor.
8. Kur’ân-ı Kerim’i kendi hevalarına göre tefsir ediyor.
9. Kafirlerin isteği üzere ehlî/evcil ılımlı, light bir İslâm türetmek istiyor.
10. Bazıları Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sâbit kesin bir farz olan tesettürü inkâr ediyor.
11. Yalancı, aldatan, takiyyeci, farmason, aktivist, bulaşık, maceraperest Efganî’yi Müslümanları kurtaracak büyük önder ve rehber olarak tanıtıyor.
Sevgili Müslümanlar!.. Kur’ân’ın heva ve re’y ile tefsir edilmesi, Sünnet hâdislerin inkârı, ehliyetsizlerin ictihad yapması, İslâm dininde reform yapılması gerektiği iddiası, bozuk fetva ve ruhsatlarla milyonlarca Müslümanın Kitab ve Sünnetten saptırılması gerçekten büyük bir felakettir.
İmanını korumak istiyorsan bozuk ve ehliyetsiz müctehidlere kulak asma,
Onların fetva ve ruhsatlarını kabul etme,
Dinde reform fikrine karşı çık,
Ehliyetsizin yazdıkları tefsirleri okuma,
Sünnete ve hadîslere yapılan saldırıları, doğrudan doğruya İslâm’a yapılmış bil,
Azılı ve harbî İslâm düşmanı Siyonist ve Evangelistleri dost ve velî edinenlerden uzak dur,
Fıkha ve ahkam-ı Şeriata sımsıkı bağlı ol...
Birtakım bozuk mezhepler Kitabullah’taki ve hadîslerdeki müteşebihatı, lügavî manalarına alarak tecsim vartasına düşmektedir. Bunları dinleme.
İşkembe-i kübradan verilmiş uyduruk ictihadları sakın ciddiye alma.
Onları verenler, müctehid değil, mütecehhittir (Müctehid taslağıdır).Kaynak: Mehmed Şevket Eygi.www.habervaktim
İSLAM DİNİ VE YOLDAKİ İŞARETLER
Allah Resulü Hz. Muhammed sayesinde gerçekleştirilen İslam'a davet hareketi yüce elçiler yönteminde yürütülen uzun süreli davet zincirinin son halkasını oluşturur. İnsanlık tarihi boyunca yürütülen bu davet hareketi tek bir amacı gerçekleştirmeyi hedefliyordu "insanlara tek olan ilahlarını ve Hak olan Rabb'lerini tanıtmak yaratılmışların Rabb'liğini kaldırmak
Söz konusu topluluk aktif, organize bir yapı kazanarak varlığını iyice kökleştirmeli alanını iyice genişletmeli varlığına kasteden şer güçlere karşı toplumca direnmeli bütün bu savaşın ve etkinliklerin cahiliyye toplumundan bağımsız kendi özgün İslam toplumunun yöntemi altında gerçekleştirmelidir.
İşte öz fakat kapsamlı teorik temellerde ifadesini bulan İslam, ilk andan itibaren ancak böyle bir organik aktif cahiliyye toplumundan tamamen bağımsız ve bu topluma sürekli direnen canlı bir toplulukta temsil edilebilir. Böyle fiili varlıktan soyutlanmış salt kuram biçiminde varolması kesinlikle mümkün değildir.
Tarih içinden bir kaç örnek verelim : Roma imparatorluğu ; eski çağda en ünlü insan topluluklarının bir araya gelerek oluşturduğu bir toplum yapısına sahipti. Bu imparatorluk çeşitli uyrukları ve renkleri bir araya getirmişti ne var ki bu toplum insanilik bağları ile bağlanmış bir toplum değildi. Akide gibi yüce bir değerle canlılık kazanmamıştı. İmparatorluğun her köşesinde toplumsan yapı senyor-serf (efendi - köle) sınıflaşması temeline dayalıydı.
İngliz imparatorluğu ; Roma imp. luğundan farklı bir yapıya sahip değil çünkü onun mirasçısı. İmparatorluğun yönetimi ingliz ulusu egemenliğindedir. Yönetim altında bulunan "deminyonları" bir müstemleke zihniyeti ile sömürüyorlar. Fransız Portekiz , İspanyol imparatorlukları hepsi de düşük iğrenç ve utanç verici toplumsal düzeylere sahip imparatorluklardı.
Kominizim de uyruk millet bölge dil ve renk gibi engelleri aşarak kendine özgü bir toplum kurmak istedi. Ancak kurduğu toplum yapısını tüm yönleri ile insanilik temeli üzerine değil sınıf temeli üzerine kurdu. Roma imp. nda aristokrasi temeline dayalı ise bunda da işçi temeli ne dayalı idi.Kominizim de yeme içme ve cinsellik gibi talepler ön planda idi. Halbuki bu tür ihtiyaçlar hayvanilik taşıyan ihtiyaçlardı. Bundan şu sonuç çıkar Kominizt toplum anlayışı insanlık tarihini sadece yeme içme yollarının araştırılıp incelendiği bir tarih olayı olarak kabul ediyordu.
İslam toplumu ise uyguladığı Rabbani yöntem ile toplumsal yapı içerisinde insanın en özel en özgün özelliklerini ortaya çıkarma geliştirme ve yüceltme etkinliği ile diğer toplumlara özgü toplumculuk bireycilik anlayışından ayrılıyordu. Böylesi asil bir sistem dururken ondan vazgeçip insani yöntemlere sapanlar gerçekte insanlığa düşmandırlar.
"Deki Alem bakımından en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi? Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendilerine güzel şeyler yaptıklarını sanan kimselerdir..... " " İşte onlar Rabb'lerini ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar eden, bu nedenle yaptıkları boşa çıkmış kimselerdir. Kıyamet günü onlar için bir terazi kurmayacağız. İnkar ettikleri ayetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir."" (Kehf 103 - 106)
İslam düşünce yapılarını ve inanış biçimlerini düzelmek için öncelikle davet ederek ileri çıkar. Bunun ardından insanların vicdanlarına baskı uygulayarak Rabb'lerine kulluktan saptırıp başka şeylerin boyunduruğu altına girmeye zorlayan totaliter teşekkülleri ve onların dayandığı düzenleri ortadan kaldırmak için sözle tebliğ etmenin yanı sıra güç kullanarak ta cihad eder.
İslam öylesine ideal bir harekettir ki fertlerin vicdanlarını ve yüreklerini egemenliği altına almak için kesinlikle zor kullanma yöntemine başvurmaz. Ancak maddi güce dayalı kendi karşıtı otoriter ve totaliter teşekküllerin karşısına çıkarken de sadece açıklama yolu ile tebliğ etmekle yetinmez.
İslam'ın bir özelliği de aktif oluşudur. İslami hareket aşamalı bir harekettir. İslam'ın kendine özgü her aşamaya uygun mücadele araçları vardır. Her aşama yerini kendisini izleyen başka bir aşamaya devreder.
İslam'ın cihad konusunda koyduğu ve uyguladığı yönteme Kuran'i naslardan delil getirme girişiminde bulunan bazı kimseler bunu yaparken cihad konusunun kendine özgü ne yazık ki dikkate almıyorlar. Bu yüzden İslam'ın cihad konusunda uyguladığı yöntemin geçirdiği aşamaların yapısal özelliklerini , değişik Kuran'i nasların bu aşamalarından herhangi birisi ile olan ilişkilerini kavrayamıyorlar. Bundan dolayı söz konusu kimseler cihad konusunda çok büyük yanılgıya düşmekten kendilerini kurtaramıyorlar. Dinin cihad anlayışını tanınmaz bir kılığa sokuyorlar.
Onların böyle bir yanılgıya düşmelerinin başlıca nedeni Kuran'i naslardan her birisini İslam'da nihai kuralları temsil eden nihai nas olarak kabul etmemelerinden kaynaklanıyor.
Akılca ve ruhça yılgınlığa düşmüş bazı kimseler "İslam yalnız savunma amacı ile cihad eder" derler. Böylelikle asıl amacı yeryüzündeki tüm tağutları ve tağuti sistemleri kaldırıp insanların tek Allah a kulluk etmelerini sağlamak onları kula kulluk zilletinden kurtarıp Rabb'lerine kulluk etme izzetine eriştirmek olan İslam'ı asıl amacından yönteminden saptırmakla onu başkalarına (özellikle karşıtlarına) şirin göstereceklerini sanırlar. Halbuki bu din kendi inanç sistemini benimsesinler diye insanlara baskı uygulamaz. Sadece akide sistemi ile insanların arasına girmiş veya girmesi olası engelleri ortadan kaldırır.Kaynak:Seyid Kutub
Söz konusu topluluk aktif, organize bir yapı kazanarak varlığını iyice kökleştirmeli alanını iyice genişletmeli varlığına kasteden şer güçlere karşı toplumca direnmeli bütün bu savaşın ve etkinliklerin cahiliyye toplumundan bağımsız kendi özgün İslam toplumunun yöntemi altında gerçekleştirmelidir.
İşte öz fakat kapsamlı teorik temellerde ifadesini bulan İslam, ilk andan itibaren ancak böyle bir organik aktif cahiliyye toplumundan tamamen bağımsız ve bu topluma sürekli direnen canlı bir toplulukta temsil edilebilir. Böyle fiili varlıktan soyutlanmış salt kuram biçiminde varolması kesinlikle mümkün değildir.
Tarih içinden bir kaç örnek verelim : Roma imparatorluğu ; eski çağda en ünlü insan topluluklarının bir araya gelerek oluşturduğu bir toplum yapısına sahipti. Bu imparatorluk çeşitli uyrukları ve renkleri bir araya getirmişti ne var ki bu toplum insanilik bağları ile bağlanmış bir toplum değildi. Akide gibi yüce bir değerle canlılık kazanmamıştı. İmparatorluğun her köşesinde toplumsan yapı senyor-serf (efendi - köle) sınıflaşması temeline dayalıydı.
İngliz imparatorluğu ; Roma imp. luğundan farklı bir yapıya sahip değil çünkü onun mirasçısı. İmparatorluğun yönetimi ingliz ulusu egemenliğindedir. Yönetim altında bulunan "deminyonları" bir müstemleke zihniyeti ile sömürüyorlar. Fransız Portekiz , İspanyol imparatorlukları hepsi de düşük iğrenç ve utanç verici toplumsal düzeylere sahip imparatorluklardı.
Kominizim de uyruk millet bölge dil ve renk gibi engelleri aşarak kendine özgü bir toplum kurmak istedi. Ancak kurduğu toplum yapısını tüm yönleri ile insanilik temeli üzerine değil sınıf temeli üzerine kurdu. Roma imp. nda aristokrasi temeline dayalı ise bunda da işçi temeli ne dayalı idi.Kominizim de yeme içme ve cinsellik gibi talepler ön planda idi. Halbuki bu tür ihtiyaçlar hayvanilik taşıyan ihtiyaçlardı. Bundan şu sonuç çıkar Kominizt toplum anlayışı insanlık tarihini sadece yeme içme yollarının araştırılıp incelendiği bir tarih olayı olarak kabul ediyordu.
İslam toplumu ise uyguladığı Rabbani yöntem ile toplumsal yapı içerisinde insanın en özel en özgün özelliklerini ortaya çıkarma geliştirme ve yüceltme etkinliği ile diğer toplumlara özgü toplumculuk bireycilik anlayışından ayrılıyordu. Böylesi asil bir sistem dururken ondan vazgeçip insani yöntemlere sapanlar gerçekte insanlığa düşmandırlar.
"Deki Alem bakımından en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi? Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendilerine güzel şeyler yaptıklarını sanan kimselerdir..... " " İşte onlar Rabb'lerini ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar eden, bu nedenle yaptıkları boşa çıkmış kimselerdir. Kıyamet günü onlar için bir terazi kurmayacağız. İnkar ettikleri ayetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir."" (Kehf 103 - 106)
İslam düşünce yapılarını ve inanış biçimlerini düzelmek için öncelikle davet ederek ileri çıkar. Bunun ardından insanların vicdanlarına baskı uygulayarak Rabb'lerine kulluktan saptırıp başka şeylerin boyunduruğu altına girmeye zorlayan totaliter teşekkülleri ve onların dayandığı düzenleri ortadan kaldırmak için sözle tebliğ etmenin yanı sıra güç kullanarak ta cihad eder.
İslam öylesine ideal bir harekettir ki fertlerin vicdanlarını ve yüreklerini egemenliği altına almak için kesinlikle zor kullanma yöntemine başvurmaz. Ancak maddi güce dayalı kendi karşıtı otoriter ve totaliter teşekküllerin karşısına çıkarken de sadece açıklama yolu ile tebliğ etmekle yetinmez.
İslam'ın bir özelliği de aktif oluşudur. İslami hareket aşamalı bir harekettir. İslam'ın kendine özgü her aşamaya uygun mücadele araçları vardır. Her aşama yerini kendisini izleyen başka bir aşamaya devreder.
İslam'ın cihad konusunda koyduğu ve uyguladığı yönteme Kuran'i naslardan delil getirme girişiminde bulunan bazı kimseler bunu yaparken cihad konusunun kendine özgü ne yazık ki dikkate almıyorlar. Bu yüzden İslam'ın cihad konusunda uyguladığı yöntemin geçirdiği aşamaların yapısal özelliklerini , değişik Kuran'i nasların bu aşamalarından herhangi birisi ile olan ilişkilerini kavrayamıyorlar. Bundan dolayı söz konusu kimseler cihad konusunda çok büyük yanılgıya düşmekten kendilerini kurtaramıyorlar. Dinin cihad anlayışını tanınmaz bir kılığa sokuyorlar.
Onların böyle bir yanılgıya düşmelerinin başlıca nedeni Kuran'i naslardan her birisini İslam'da nihai kuralları temsil eden nihai nas olarak kabul etmemelerinden kaynaklanıyor.
Akılca ve ruhça yılgınlığa düşmüş bazı kimseler "İslam yalnız savunma amacı ile cihad eder" derler. Böylelikle asıl amacı yeryüzündeki tüm tağutları ve tağuti sistemleri kaldırıp insanların tek Allah a kulluk etmelerini sağlamak onları kula kulluk zilletinden kurtarıp Rabb'lerine kulluk etme izzetine eriştirmek olan İslam'ı asıl amacından yönteminden saptırmakla onu başkalarına (özellikle karşıtlarına) şirin göstereceklerini sanırlar. Halbuki bu din kendi inanç sistemini benimsesinler diye insanlara baskı uygulamaz. Sadece akide sistemi ile insanların arasına girmiş veya girmesi olası engelleri ortadan kaldırır.Kaynak:Seyid Kutub
21 Kasım 2008 Cuma
MİCHAEL JACKSON MÜSLÜMAN OLDU
Michael Jackson Los Angeles’te bir dostunun köşkünde, İslami kıyafetlerle, Kur'an-ı Kerim'e uygun ibadet ederken görüntülendi.
Beyazlamak için yaptırdığı onlarca estetik ameliyatı, müthiş sahne şovu ve dillerden düşmeyen parçaları ile dünyanın en tanınmış ismi olan Amerikalı sanatçı Michael Jackson’un Müslüman olduğu ileri sürüldü.
İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Sun’un haberine göre, Michael Jackson Los Angeles’te bir dostunun köşkünde, İslami kıyafetlerle, Kuran’a uygun ibadet ederken görüntülendi.
Yerde otururken objektiflere takılan Michael Jackson ibadet ederken imamın arkasında başındaki küçük şapkasıyla görüntülendi. Ünlü sanatçı bir gün önce Arap şeyh tarafından dava edildiği Londra yüksek mahkemesinde görülmüştü.
Bir kaynaktan edinilen bilgiye göre dostları Jackson’un inancı ve onu nasıl daha iyi bir insan haline dönüştürebileceklerini konuşmaya başladılar. Jackson daha sonra bu fikre ısındığını belirtti.
Camiden bir imam çağırıldı ve Jackson İslam’ın şartı olan Kelime-i şahadeti yerine getirdi ve Müslüman oldu. Mustafa ismini alması önerilen dünyaca ünlü yıldızın, önerilen ‘seçilmiş kişi’ anlamına gelen Mustafa ismini reddedip, 4 büyük melekten bir tanesi olan Mikail adını aldığı öğrenildi.
Jackson’u ilk tebrik edense, Cat Stevens olarak meşhur olduktan sonra Müslüman olan ve Yusuf İslam adını alan İngiliz şarkıcı Yusuf İslam oldu. Yusuf İslam’ın Jackson’un Müslüman olma toplantısına katıldığı belirtildi. www.moralhaber.net
Beyazlamak için yaptırdığı onlarca estetik ameliyatı, müthiş sahne şovu ve dillerden düşmeyen parçaları ile dünyanın en tanınmış ismi olan Amerikalı sanatçı Michael Jackson’un Müslüman olduğu ileri sürüldü.
İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Sun’un haberine göre, Michael Jackson Los Angeles’te bir dostunun köşkünde, İslami kıyafetlerle, Kuran’a uygun ibadet ederken görüntülendi.
Yerde otururken objektiflere takılan Michael Jackson ibadet ederken imamın arkasında başındaki küçük şapkasıyla görüntülendi. Ünlü sanatçı bir gün önce Arap şeyh tarafından dava edildiği Londra yüksek mahkemesinde görülmüştü.
Bir kaynaktan edinilen bilgiye göre dostları Jackson’un inancı ve onu nasıl daha iyi bir insan haline dönüştürebileceklerini konuşmaya başladılar. Jackson daha sonra bu fikre ısındığını belirtti.
Camiden bir imam çağırıldı ve Jackson İslam’ın şartı olan Kelime-i şahadeti yerine getirdi ve Müslüman oldu. Mustafa ismini alması önerilen dünyaca ünlü yıldızın, önerilen ‘seçilmiş kişi’ anlamına gelen Mustafa ismini reddedip, 4 büyük melekten bir tanesi olan Mikail adını aldığı öğrenildi.
Jackson’u ilk tebrik edense, Cat Stevens olarak meşhur olduktan sonra Müslüman olan ve Yusuf İslam adını alan İngiliz şarkıcı Yusuf İslam oldu. Yusuf İslam’ın Jackson’un Müslüman olma toplantısına katıldığı belirtildi. www.moralhaber.net
SAHİH HADİSLER VE İSLAM TAHRİPÇİLERİ
Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v)in;"Evlenin çoğalın,ben sizin çokluğunuzla iftihar ederim."Hadis'ine dil uzatan!hurafe hamalı,onursuz müfteri,echel, sözde ilahiyatçı! Televizyon konuşmasında diyor ki:"Bu hadis günümüzde geçerli değil!"Müslümanların nüfusunun artmasına karşı olduğunu mu söylemek istiyorsun!Dalalet sembolü olmak,fesat üretmek görevini sana kim verdi?Sen Kimin piyonusun?İslam'da reform yapmak isteyen sözde ilahiyatçıları tenkit eden,Mehmed Şevket Eygi'den Allah Razı olsun.Adem Armağan.www.habervaktim.com
20 Kasım 2008 Perşembe
17 Kasım 2008 Pazartesi
İSLAM DİNİ VE YOLDAKİ İŞARETLER
Günümüzde insanlık tam bir ateş çukurunun kenarında durmaktadır. Bu durum hastalığının kendisi değil sadece belirtisidir. İnsanlığın bu duruma gelmesinin asıl sebebi, sağlıklı bir hayat nizamı kuran ve geliştiren "değerler sisteminin iflas etmesidir.
Batı dünyası tüm insanlığı kuşatan cihanşümul bir hayat nizamı kurmak şöyle dursun kendi varoluş gayesini kendisine bile kanıtlayamamaktadır. Nitekim demokrasi efsanesinin iflasıyla yüz yüze gelmesi toplumculuk (sosyalizm) adı altında doğu dünyasına özgü olan rejim biçimini ödünç almak zorunda bıraktı onu.
Bu tün beşeri düzenlerin hemen hemen hepsi insan fıtratına aykırıdır. Bu yüzden kokuşmuş ya da uzun süre baskıcı rejimlerin uyguladığı otoriter ortamlarda gelişebilir ancak.
İnsanlık için yeni bir dünya düzeni artık zorunlu ... Çünkü batılı adamın tüm insanlığı yönetmesi son bulmak üzere. Bu batı uygarlığını iktisadi ve askeri açıdan güçsüz duruma düşmesinden dolayı ortaya çıkan bir sonuç değil, aksine batılı adamın insanlığı yönetmesine imkan veren "değerler düzeni" ne sahip olamamasından kaynaklanmaktadır.
İşte bütün bu sayılan değerlere sahip yeni dünya düzeni olamaya layık tek sistem İslam"dır.
Yine bu dönemde ortaya çıkan bölgecilik ulusalcılık gibi bölgesel temellere dayalı toplumsal çıkışlar da fonksiyonunu tamamlamıştır; onlarından insanlığa sunacağı bir şey yok. Son tahlil de bireyci ve toplumcu düzenler de iflas bayrağını çekti.
En zor anların yaşandığı bir dönemde insanlığa yeni bir dünya düzeni sunmak için sahneye çıkma sırası artık İslam"a gelmiştir. Bu dönem artık ümmet dönemidir. Allah"ın yeryüzündeki iradesini gerçekleştirmek için seçip çıkarılan "Müslüman ümmet" dönemi.
Dönem İslam dönemi ancak bir ümmet bir toplum içinde biçimlenmedikçe işlevini yerine getiremez İslam... İslam ümmeti hayatları düşünceleri tutum ve davranışları örgütleri değerleri ve değer yargıları... bunların tamamı İslam metoddan kaynaklanan insan topluluğudur. Bu niteliklere sahip ümmet Allah'ın şartlarına göre yönetim biçimi yeryüzünün tamamından kaldırıldığından beri varlığını yitirmiştir.
İslam'ın bir kez daha insanlığa "yeni bir dünya düzeni" sunma konusundaki yüce işlevini yerine getirebilmesi için bu ümmete yeniden varlığını kazandırmak gerekir. İslam la ve islami metotla yakından uzaktan alakası olmayan fosil haline gelmiş nesiller düşünceler tutum ve davranışlar düzenler .. tarafından yok edilen bu ümmet kavramının yeniden diriltilmesi mecburidir.
Yeniden yaratılış girişimi ile "yönetim"i ele geçirmek arasındaki mesafenin ne denli uzak olduğunun bilincindeyim. Çünkü İslam ümmeti uzun zamandır varlığını yitirmiştir. Onun alanı boş bırakması ile insanlığın yönetimini yıllarca başka düşünceler başka milletler başka dünya görüşleri almıştır.
Günümüz dünyası yaşamı düzenleyen dinamikler ve sistemlerin dayandığı kaynak açısından tam bir cahiliyleyi yaşıyor. Bu cahilliye Allah'ın yeryüzündeki otoritesine özellikle uluhiyet haklarına saldırı temeli üzerine kurulmuştur. özellikle Allah'ın hakmiyet ine saldırı temeline...Söz konusu cahili anlayış otoritesini insanlığa dayandırır. İnsanların bir kısmını bir kısmına rabb yapar.
Sosyalist düzenlerde insanların topluca ihanete uğraması kapitalist düzenlerde bireyin ve toplumun sömürge ve sermayenin baskısı altında kalarak zulüm görmesi Allah'ın otoritesine saldırının ve Allah'ın insana bağışladığı kutsallığı yadırgamanın ortaya çıkardığı sonuçtan başka bişey değildir.
İslami diriliş hareketi nasıl başlayacaktır? Öncelikle bu işe bütün benliği ile karar vermiş ve bu yola baş koymuş bir öncü topluluk ... kaynak:www.davetci.com-
Batı dünyası tüm insanlığı kuşatan cihanşümul bir hayat nizamı kurmak şöyle dursun kendi varoluş gayesini kendisine bile kanıtlayamamaktadır. Nitekim demokrasi efsanesinin iflasıyla yüz yüze gelmesi toplumculuk (sosyalizm) adı altında doğu dünyasına özgü olan rejim biçimini ödünç almak zorunda bıraktı onu.
Bu tün beşeri düzenlerin hemen hemen hepsi insan fıtratına aykırıdır. Bu yüzden kokuşmuş ya da uzun süre baskıcı rejimlerin uyguladığı otoriter ortamlarda gelişebilir ancak.
İnsanlık için yeni bir dünya düzeni artık zorunlu ... Çünkü batılı adamın tüm insanlığı yönetmesi son bulmak üzere. Bu batı uygarlığını iktisadi ve askeri açıdan güçsüz duruma düşmesinden dolayı ortaya çıkan bir sonuç değil, aksine batılı adamın insanlığı yönetmesine imkan veren "değerler düzeni" ne sahip olamamasından kaynaklanmaktadır.
İşte bütün bu sayılan değerlere sahip yeni dünya düzeni olamaya layık tek sistem İslam"dır.
Yine bu dönemde ortaya çıkan bölgecilik ulusalcılık gibi bölgesel temellere dayalı toplumsal çıkışlar da fonksiyonunu tamamlamıştır; onlarından insanlığa sunacağı bir şey yok. Son tahlil de bireyci ve toplumcu düzenler de iflas bayrağını çekti.
En zor anların yaşandığı bir dönemde insanlığa yeni bir dünya düzeni sunmak için sahneye çıkma sırası artık İslam"a gelmiştir. Bu dönem artık ümmet dönemidir. Allah"ın yeryüzündeki iradesini gerçekleştirmek için seçip çıkarılan "Müslüman ümmet" dönemi.
Dönem İslam dönemi ancak bir ümmet bir toplum içinde biçimlenmedikçe işlevini yerine getiremez İslam... İslam ümmeti hayatları düşünceleri tutum ve davranışları örgütleri değerleri ve değer yargıları... bunların tamamı İslam metoddan kaynaklanan insan topluluğudur. Bu niteliklere sahip ümmet Allah'ın şartlarına göre yönetim biçimi yeryüzünün tamamından kaldırıldığından beri varlığını yitirmiştir.
İslam'ın bir kez daha insanlığa "yeni bir dünya düzeni" sunma konusundaki yüce işlevini yerine getirebilmesi için bu ümmete yeniden varlığını kazandırmak gerekir. İslam la ve islami metotla yakından uzaktan alakası olmayan fosil haline gelmiş nesiller düşünceler tutum ve davranışlar düzenler .. tarafından yok edilen bu ümmet kavramının yeniden diriltilmesi mecburidir.
Yeniden yaratılış girişimi ile "yönetim"i ele geçirmek arasındaki mesafenin ne denli uzak olduğunun bilincindeyim. Çünkü İslam ümmeti uzun zamandır varlığını yitirmiştir. Onun alanı boş bırakması ile insanlığın yönetimini yıllarca başka düşünceler başka milletler başka dünya görüşleri almıştır.
Günümüz dünyası yaşamı düzenleyen dinamikler ve sistemlerin dayandığı kaynak açısından tam bir cahiliyleyi yaşıyor. Bu cahilliye Allah'ın yeryüzündeki otoritesine özellikle uluhiyet haklarına saldırı temeli üzerine kurulmuştur. özellikle Allah'ın hakmiyet ine saldırı temeline...Söz konusu cahili anlayış otoritesini insanlığa dayandırır. İnsanların bir kısmını bir kısmına rabb yapar.
Sosyalist düzenlerde insanların topluca ihanete uğraması kapitalist düzenlerde bireyin ve toplumun sömürge ve sermayenin baskısı altında kalarak zulüm görmesi Allah'ın otoritesine saldırının ve Allah'ın insana bağışladığı kutsallığı yadırgamanın ortaya çıkardığı sonuçtan başka bişey değildir.
İslami diriliş hareketi nasıl başlayacaktır? Öncelikle bu işe bütün benliği ile karar vermiş ve bu yola baş koymuş bir öncü topluluk ... kaynak:www.davetci.com-
16 Kasım 2008 Pazar
BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI İNSANLIK AYIBI
Başörtüsü yasağı insanlık ayıbı
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı'nda gerçekleştirilen 147. hafta eyleminde "başörtüsü yasağı" eleştirildi.
Platform adına İLKDER Yönetim Kurulu Üyesi Emine Özçelik tarafından okunan basın açıklamasında başörtüsü yasağının hiçbir hukuki dayanağı olmadığı vurgulanarak "uygulanan fiili yasak sebebiyle kadınlarımızın ve kızlarımızın eğitim ve öğretimlerinin engellenmesi, çalışma ve sosyal güvence haklarından mahrum bırakılması demokrasi, hukuk ve insanlık ayıbıdır" denildi.
Yapılan açıklamanın tam metni şöyle;
"SUSKUN KALMAYACAĞIZ"
"İnanç Özgürlüğü Platformu olarak, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğinin iptali ile ilgili Anayasa Mahkemesinin açıkladığı gerekçeli kararı karşında suskun kalmayacağız.
Demokratik ülkelerde hiçbir kurum denetim mekanizmasının dışında tutulamaz Anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Anayasa Mahkemesi Anayasanın 148. Maddesinde ifadesini bulan 'Anayasa değişikliğini esastan görüşüp iptal edemez' açık hükme rağmen sayın üyeler başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören düzenlemeyi esastan görüşüp iptal ederek, anayasanın kendilerine vermediği bir yetkiyi kullanmışlardır.
Anayasa Mahkemesinin Üniversitelerde başı örtülü öğrencilere eğitim öğretim hakkı tanındığı takdirde, başı açık öğrenciler üzerinde baskı oluşturacağı, toplumsal huzuru bozacağı, ulusal dayanışmayı zedeleyeceği, kutuplaşmalara ve çatışmalara sebep olacağı varsayımı ile desteklenen gerekçeli kararı, reel bir hukuk normuna dayanmaktan çok uzak vehimlere varsayımlara ve ideolojik mülahazalara, hatta kehanete ve müneccimliğe dayalı bir karardır.
Hele, hele halkın dini eğitim ve öğretim talepleri, üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılması ve Meslek Liselerinin Üniversiteye girişlerindeki katsayı adaletsizliğinin giderilmesi yönündeki arzuları, Kuran öğrenimine yaş sınırlaması getiren kanunun yürürlükten kaldırılması talepleri, Üniversiteleri ele geçirme, devlete sızma, laik ve demokratik rejime karşı başkaldırı harekatı olarak değerlendirilmesi Hiçbir zaman teröre bulaşmayan, canlı bombalığa soyunmayan haklarını ararken yasal zeminin dışına taşmamaya özen gösteren insanlara karşı 'Yavuz Hırsız' misali kendi haksız uygulamalarını haklı gösterme çabalarından başka bir şey değildir.
Anayasa Mahkemesi bu gerekçeli kararıyla Bütün dinlerin yaşanmasını garanti altına alan laiklik ilkesini, Anayasanın 90. Maddesiyle iç hukukumuzdan sayılan evrensel hukuk metinlerinden sayılan Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 18. 26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. ve Ek 1 N0'lu Protokolün 2. Maddesini hiçe saymışlardır.
"Başörtüsü yasağı, Parlamento'nun çıkardığı bir kanunla konmadığı müddetçe yasal bir zemine oturtulamaz Çünkü Anayasa Mahkemesi Yasa ve Yasak Koyucu değildir. Kanunu iptal ederken yasa koyucu gibi hareket ederek yeni bir hüküm ihdas edemez. Dolayısıyla bir kanunu iptal ederken yasak koyamaz. Tek Yasa Koyucu TBMM'dir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararlar yine Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararla değiştirilebilir. Onun için Bu kararın hukuki bir dayanağı yoktur. Alınan gerekçeli karar da yok hükmündedir.
Başörtüsü inanma ve inandığını yaşama özgürlüğü ile ilgili temel hak ve hürriyetlerdendir. Anayasamızın 13. Maddesine göre Anayasa tarafından güvence altına alınan Temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ancak yasayla sınırlandırılabilir. Bu özgürlüklerin kullanımını Sınırlayan herhangi bir yasal düzenleme de mevcut değildir. Öyleyse Anayasa mahkemesinin İptal ve gerekçeli kararları yeni bir hüküm doğuracak nitelikte değildir. Üniversitelerde Başörtüsü hukuken serbest ancak fiilen yasaktır.
Uygulanan fiili yasak sebebiyle kadınlarımızın ve kızlarımızın eğitim ve öğretimlerinin engellenmesi, çalışma ve sosyal güvence haklarından mahrum bırakılması Demokrasi hukuk ve insanlık ayıbıdır.
Yüksek Mahkeme üyelerinin "Yüce Türk milleti adına" verdikleri bu karar hukukun hiçbir ilkesine ve kuralına uymayan, bilimselliğe dayanmayan, hayatın gerçekleriyle bağdaşmayan, vicdanlara sığmayan, halkın seçtiklerini, rehin "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" sözünü askıya alan, TBMM'ne ait olan yasama yetkisine fiilen el koyarak millet iradesinin tecelligahı olan TBMM'ni yok saymaya ve inançlarından dolayı onları aşağılama hakları yoktur."www.habervaktim.com
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı'nda gerçekleştirilen 147. hafta eyleminde "başörtüsü yasağı" eleştirildi.
Platform adına İLKDER Yönetim Kurulu Üyesi Emine Özçelik tarafından okunan basın açıklamasında başörtüsü yasağının hiçbir hukuki dayanağı olmadığı vurgulanarak "uygulanan fiili yasak sebebiyle kadınlarımızın ve kızlarımızın eğitim ve öğretimlerinin engellenmesi, çalışma ve sosyal güvence haklarından mahrum bırakılması demokrasi, hukuk ve insanlık ayıbıdır" denildi.
Yapılan açıklamanın tam metni şöyle;
"SUSKUN KALMAYACAĞIZ"
"İnanç Özgürlüğü Platformu olarak, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğinin iptali ile ilgili Anayasa Mahkemesinin açıkladığı gerekçeli kararı karşında suskun kalmayacağız.
Demokratik ülkelerde hiçbir kurum denetim mekanizmasının dışında tutulamaz Anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Anayasa Mahkemesi Anayasanın 148. Maddesinde ifadesini bulan 'Anayasa değişikliğini esastan görüşüp iptal edemez' açık hükme rağmen sayın üyeler başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören düzenlemeyi esastan görüşüp iptal ederek, anayasanın kendilerine vermediği bir yetkiyi kullanmışlardır.
Anayasa Mahkemesinin Üniversitelerde başı örtülü öğrencilere eğitim öğretim hakkı tanındığı takdirde, başı açık öğrenciler üzerinde baskı oluşturacağı, toplumsal huzuru bozacağı, ulusal dayanışmayı zedeleyeceği, kutuplaşmalara ve çatışmalara sebep olacağı varsayımı ile desteklenen gerekçeli kararı, reel bir hukuk normuna dayanmaktan çok uzak vehimlere varsayımlara ve ideolojik mülahazalara, hatta kehanete ve müneccimliğe dayalı bir karardır.
Hele, hele halkın dini eğitim ve öğretim talepleri, üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılması ve Meslek Liselerinin Üniversiteye girişlerindeki katsayı adaletsizliğinin giderilmesi yönündeki arzuları, Kuran öğrenimine yaş sınırlaması getiren kanunun yürürlükten kaldırılması talepleri, Üniversiteleri ele geçirme, devlete sızma, laik ve demokratik rejime karşı başkaldırı harekatı olarak değerlendirilmesi Hiçbir zaman teröre bulaşmayan, canlı bombalığa soyunmayan haklarını ararken yasal zeminin dışına taşmamaya özen gösteren insanlara karşı 'Yavuz Hırsız' misali kendi haksız uygulamalarını haklı gösterme çabalarından başka bir şey değildir.
Anayasa Mahkemesi bu gerekçeli kararıyla Bütün dinlerin yaşanmasını garanti altına alan laiklik ilkesini, Anayasanın 90. Maddesiyle iç hukukumuzdan sayılan evrensel hukuk metinlerinden sayılan Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 18. 26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. ve Ek 1 N0'lu Protokolün 2. Maddesini hiçe saymışlardır.
"Başörtüsü yasağı, Parlamento'nun çıkardığı bir kanunla konmadığı müddetçe yasal bir zemine oturtulamaz Çünkü Anayasa Mahkemesi Yasa ve Yasak Koyucu değildir. Kanunu iptal ederken yasa koyucu gibi hareket ederek yeni bir hüküm ihdas edemez. Dolayısıyla bir kanunu iptal ederken yasak koyamaz. Tek Yasa Koyucu TBMM'dir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararlar yine Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararla değiştirilebilir. Onun için Bu kararın hukuki bir dayanağı yoktur. Alınan gerekçeli karar da yok hükmündedir.
Başörtüsü inanma ve inandığını yaşama özgürlüğü ile ilgili temel hak ve hürriyetlerdendir. Anayasamızın 13. Maddesine göre Anayasa tarafından güvence altına alınan Temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ancak yasayla sınırlandırılabilir. Bu özgürlüklerin kullanımını Sınırlayan herhangi bir yasal düzenleme de mevcut değildir. Öyleyse Anayasa mahkemesinin İptal ve gerekçeli kararları yeni bir hüküm doğuracak nitelikte değildir. Üniversitelerde Başörtüsü hukuken serbest ancak fiilen yasaktır.
Uygulanan fiili yasak sebebiyle kadınlarımızın ve kızlarımızın eğitim ve öğretimlerinin engellenmesi, çalışma ve sosyal güvence haklarından mahrum bırakılması Demokrasi hukuk ve insanlık ayıbıdır.
Yüksek Mahkeme üyelerinin "Yüce Türk milleti adına" verdikleri bu karar hukukun hiçbir ilkesine ve kuralına uymayan, bilimselliğe dayanmayan, hayatın gerçekleriyle bağdaşmayan, vicdanlara sığmayan, halkın seçtiklerini, rehin "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" sözünü askıya alan, TBMM'ne ait olan yasama yetkisine fiilen el koyarak millet iradesinin tecelligahı olan TBMM'ni yok saymaya ve inançlarından dolayı onları aşağılama hakları yoktur."www.habervaktim.com
12 Kasım 2008 Çarşamba
11 Kasım 2008 Salı
İSLAM EVRENSEL VE İLAHİ BİR DİNDİR
İslam bir kavmin, bir mezhebin veya bir bölgenin sistemi olmayıp evrensel ve ilahi bir sistemdir. Bundan dolayı herkesten çok aksiyoner olacaktır. Ve insanların inanç seçme hürriyetini engelleyen tüm otoriteleri devirecektir.
İslam insanları hürriyetine kavuşturup âlemlerin Rabbi olan ALLAH’ın ulûhiyetini ilan edip kulları kullara kul olmaktan kurtarmak için harekete geçmek zorundadır. Tek bir ALLAH’a kulluk ise İslam’a göre ancak İslam düzeninin gölgesinde oluşabilir. Yalnız İslam düzeninde kanunlar ALLAH tarafından konulur. Yalnız İslam nizamında, kulların hâkimine de, mahkûmuna da, siyahına da, beyazına da, zenginine de fakirine de, haklısına da haksızına da ALLAH’ın hükmü uygulanır. O’nun kanunlarının huzurunda herkes eşittir. İslam’ın dışındaki sistemlerde hayata hâkim olan kulların kanunlarıdır. Kanun koymak ise ulûhiyetin bir özelliğidir. Her kim kafasından çıkardığı sistemleri kulların hayatına tatbik etmek isterse ulûhiyet etmek istiyor demektir. İster bunu açıktan açığa söylesin ister söylemesin fark etmez. Her kim insanlara böyle sistem koyma hakkını tanırsa onların ulûhiyetini kabul ediyor demektir. İster onlara ilah adını versinler, isterse vermesinler!..
İslam soyut inanç ve imandan ibaret değildir ki inançlarını yalnız açıklama yoluyla kabul ettirsin… İslam, bütün insanlığı özgürlüğe kavuşturan aksiyoner bir sistemdir. Diğer topluluklar ise sistemleri altında Müslümanları idare edebilecek kapasitede değildirler. Onun için İslam bu evrensel özgürlüğe engel olan diğer sistemleri yıkmak zorundadır. İşte “Dinin ALLAH için olması” budur. Onda diğer sistemlerde olduğu gibi kullara kul olmak yoktur.
Batı kültürünün baskısı altında ezilenler, müsteşriklerin oyununa gelenler İslam’ı bu şekilde anlamak istemezler. Çünkü müsteşrikler İslam’da cihadı: “Dine sokmak için fertlere zorla baskı yapmak” diye anlatırlar.
O soysuz müsteşrikler aslında bunun anlattıkları şekilde olmadığını da çok iyi bilirler. Ancak, bu yollarla İslam’ı ve İslam’da cihadın anlamını yitirmeye çalışırlar. Bizim beyinsiz papağanlar ise hemen bu suçlamayı kaldırmak için cihadı savunma harbi şeklinde göstermeye başlıyorlar. İslam’ın doğal ve asli görevlerini unutuyorlar. İslam’ın ilk hedefinin insanlığın özgürlüğü olduğunu görmek istemiyorlar. Bu bizim papağanların İslam anlayışını batılı müsteşrikler bozmuşlardır. Güya din bir vicdan meselesiymiş, İslam yalnız vicdanlara hitap edermiş, pratik hayatla ilgili değilmiş, bundan dolayı İslam için olan cihad, inançları zorla vicdanlara yerleştirmek için yapılırmış.
Hâlbuki İslam hiçte böyle değildir. İslam ALLAH’ın hayata hâkim olan sistemidir. Pratik hayatın bütün ihtiyaçlarını karşılar.
İslam’da cihad: İslam sistemini getirme, İslam sistemini hayata hâkim kılma fiilidir. İnanç meselesi ise bütün siyasi etkiler ortadan kalktıktan sonra evrensel İslam sisteminin gölgesinde ferdi vicdanen ikna etmeye bağlıdır. Fert ikna olursa boyun eğip eğmemekte hürdür.Kaynak:Seyyid Kutub,Fizilalil Kur'an.www.muhabbetullah.com
İslam insanları hürriyetine kavuşturup âlemlerin Rabbi olan ALLAH’ın ulûhiyetini ilan edip kulları kullara kul olmaktan kurtarmak için harekete geçmek zorundadır. Tek bir ALLAH’a kulluk ise İslam’a göre ancak İslam düzeninin gölgesinde oluşabilir. Yalnız İslam düzeninde kanunlar ALLAH tarafından konulur. Yalnız İslam nizamında, kulların hâkimine de, mahkûmuna da, siyahına da, beyazına da, zenginine de fakirine de, haklısına da haksızına da ALLAH’ın hükmü uygulanır. O’nun kanunlarının huzurunda herkes eşittir. İslam’ın dışındaki sistemlerde hayata hâkim olan kulların kanunlarıdır. Kanun koymak ise ulûhiyetin bir özelliğidir. Her kim kafasından çıkardığı sistemleri kulların hayatına tatbik etmek isterse ulûhiyet etmek istiyor demektir. İster bunu açıktan açığa söylesin ister söylemesin fark etmez. Her kim insanlara böyle sistem koyma hakkını tanırsa onların ulûhiyetini kabul ediyor demektir. İster onlara ilah adını versinler, isterse vermesinler!..
İslam soyut inanç ve imandan ibaret değildir ki inançlarını yalnız açıklama yoluyla kabul ettirsin… İslam, bütün insanlığı özgürlüğe kavuşturan aksiyoner bir sistemdir. Diğer topluluklar ise sistemleri altında Müslümanları idare edebilecek kapasitede değildirler. Onun için İslam bu evrensel özgürlüğe engel olan diğer sistemleri yıkmak zorundadır. İşte “Dinin ALLAH için olması” budur. Onda diğer sistemlerde olduğu gibi kullara kul olmak yoktur.
Batı kültürünün baskısı altında ezilenler, müsteşriklerin oyununa gelenler İslam’ı bu şekilde anlamak istemezler. Çünkü müsteşrikler İslam’da cihadı: “Dine sokmak için fertlere zorla baskı yapmak” diye anlatırlar.
O soysuz müsteşrikler aslında bunun anlattıkları şekilde olmadığını da çok iyi bilirler. Ancak, bu yollarla İslam’ı ve İslam’da cihadın anlamını yitirmeye çalışırlar. Bizim beyinsiz papağanlar ise hemen bu suçlamayı kaldırmak için cihadı savunma harbi şeklinde göstermeye başlıyorlar. İslam’ın doğal ve asli görevlerini unutuyorlar. İslam’ın ilk hedefinin insanlığın özgürlüğü olduğunu görmek istemiyorlar. Bu bizim papağanların İslam anlayışını batılı müsteşrikler bozmuşlardır. Güya din bir vicdan meselesiymiş, İslam yalnız vicdanlara hitap edermiş, pratik hayatla ilgili değilmiş, bundan dolayı İslam için olan cihad, inançları zorla vicdanlara yerleştirmek için yapılırmış.
Hâlbuki İslam hiçte böyle değildir. İslam ALLAH’ın hayata hâkim olan sistemidir. Pratik hayatın bütün ihtiyaçlarını karşılar.
İslam’da cihad: İslam sistemini getirme, İslam sistemini hayata hâkim kılma fiilidir. İnanç meselesi ise bütün siyasi etkiler ortadan kalktıktan sonra evrensel İslam sisteminin gölgesinde ferdi vicdanen ikna etmeye bağlıdır. Fert ikna olursa boyun eğip eğmemekte hürdür.Kaynak:Seyyid Kutub,Fizilalil Kur'an.www.muhabbetullah.com
8 Kasım 2008 Cumartesi
7 Kasım 2008 Cuma
HADİS'LERİN GÖLGESİNDE
شَكَّ فِيهِنَّ:HZ.MUHAMMED(S.A.V)BUYURMUŞTUR Kİ:
دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ
Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:
Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.
İbn Mâce, Dua, 11.
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir
hediye veremez.
Tirmizî, Birr, 33.
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.
Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 5
لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا
Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı
göstermeyen bizden değildir.
Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.
كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى
Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.
Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.
اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ
(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.
Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ
Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.
Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ
Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;
ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.
Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.
اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ
Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden
veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle
geçiren kimse gibidir.
Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;
Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.
كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ
Her insan hata eder.
Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.
Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.
عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ
Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.
Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا
Bizi aldatan bizden değildir.
Müslim, Îmân, 164.
لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ
Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe)
cennete giremezler.
Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.
أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ
İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.
İbn Mâce, Ruhûn, 4.
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ
طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ
Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.
Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.
إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ
وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ
İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.
اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ
Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.
Tirmizî, Cum’a, 80. kaynak:www.diyanet.gov.tr
دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ
Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:
Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.
İbn Mâce, Dua, 11.
مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir
hediye veremez.
Tirmizî, Birr, 33.
خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ
Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.
Tirmizî, Radâ’, 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 5
لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا
Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı
göstermeyen bizden değildir.
Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.
كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى
Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.
Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.
اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ
(İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.
Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Müslim, Îmân, 144.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ
Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.
Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ
Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;
ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.
Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.
اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ
Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden
veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle
geçiren kimse gibidir.
Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;
Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.
كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ
Her insan hata eder.
Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.
Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zühd, 30.
عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ
Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.
Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا
Bizi aldatan bizden değildir.
Müslim, Îmân, 164.
لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ
Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe)
cennete giremezler.
Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.
أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ
İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.
İbn Mâce, Ruhûn, 4.
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ
طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ
Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.
Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.
إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ
وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ
İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.
اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ
Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.
Tirmizî, Cum’a, 80. kaynak:www.diyanet.gov.tr
SÖZLERİN EN GÜZELİ ALLAH KELAMI OLAN(KUR'AN)DIR
Allah'ın küfürden kurtararak İslam'a soktuğu kimseler,kurtuluşu bulmuşlardır.Sözlerin en üstünü,Allah kelamı Kur'andır.Kur'an'a ve Sünnete sarılanlar,doğru yolu bulmuşlardır.Allah'ın sevdiklerini sevmek gerekir.Allah'ı ve Hz.Muhammed (s.a.v.)i herşeyden çok sevenler,İman lezzetini tattmışlardır.Kur'an'dan ve Allah'ı zikretmekten usanmamak gerekir.Allah'ı unutanlar!kalplerini karartmış olur.Allah Teala'nın emirlerini yerine getirmeyenler,Allah'ın gazabına uğrarlar.Adem Armağan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)